YÖNETMEN ZEKİ DEMİRKUBUZ İLE SİNEMA ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Masumiyet, Kader, Yazgı, İtiraf, 3. Sayfa, Bekleme Odası, C Blok, Kıskanmak gibi Türkiye Sinema’sında önemli yer edinmiş, ulusal ve uluslararası birçok festivalden ödülle dönmüş filmlerin senaryo yazarı, yönetmeni ve oyuncusu olan, Türkiye’nin birkaç “ çağdaş bağımsız sinemacı”’sından biri olarak hafızalara kazınmış başarılı yönetmen ZEKİ DEMİRKUBUZ, “Özel İstanbul Koleji Başarılı Portreleri ağırlıyor” söyleşi dizisinin konuğu olarak 10 Aralık Perşembe günü çok özel bir söyleşi için okulumuzdaydı.Kendisini ve sinemaya bakış açısını yakından tanıma fırsatı bulduğumuz bu güzel söyleşide, Zeki Demirkubuz, bizlere, hayata dair çok anlamlı mesajlar verirken, aynı zamanda, hayal etmekten hiçbir zaman vazgeçmemiz gerektiği gerçeğini de bir kez daha hatırlattı bizlere. Her ne kadar “Mütevazi olmadığımı biliyorum.” dese de mütevazi kişiliği, samimi tavırları ve çocuklarımıza verdiği hayat dersleriyle hepimizin gönlüne taht kurdu.

Siz değerli velilerimizi, yönetmen Zeki Demirkubuz’la öğrencilerimizin yaptığı uzun söyleşi öncesinde, öğrencilerimiz Alev Dahl ve Emre Manavoğlu’nun gerçekleştirmiş olduğu röportajımızla baş başa bırakıyoruz şimdi…

A.DAHL: Hülya Koçyiğit gibi, Türk Sineması’na adını altın harflerle yazdırmış bir oyuncumuz, kendisine yöneltilen bir soru karşısında, “ Hangi yönetmenle birlikte oynarım derseniz Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Fatih Akın ve Ferzan Özpetek gibi değerli bir yönetmenin yöneteceği bir filmde oynamayı çok isterim” demişti. Türkiye’nin en başarılı 4 yönetmeninden biri olarak algılanıyorsunuz, bu konuda sizin düşünceleriniz nedir?

Z.DEMİRKUBUZ: Ben kendi yapmak istediğim işi yapmaya çalışıyorum ve değerlendirmesini de insanlara bırakmaya çalışıyorum. Tabi bunları duymak benim için çok gurur verici. Kendisi de çalışmaktan onur duyacağım bir oyuncu.

A.DAHL: Son dönem Türk Sineması ve Türk filmleriyle ilgili düşünceleriniz nelerdir? Türkiye’de şu anda mevcut pop kültürü içerisinde üretilen fabrikasyon” komedi “ adı altındaki filmlerin gişede daha başarılı görünmeleri, toplumdaki dejenerasyonun bir işareti midir sizce?

Z.DEMİRKUBUZ: Biraz öyle tabi. Eğlencelik, ticari sinema olgusu öne çıkmaya başladı. Dejenerasyona yol açacak türden filmler var çokça günümüzde.

E.MANAVOĞLU: Başarılı bir genç kuşak yönetmeni olarak, sinemaya getirdiklerinizi ve yaşama bakış felsefenizi nasıl tarif edersiniz?

Z.DEMİRKUBUZ: Olanaksız olanı hayal edip bu konuda gereken emek ve çabayı da göstermek sinemaya getirdiğim şeylerden biri diye düşünüyorum. Her şeyden önce yaşamın anlamını kavramaya çaba gösteren biriyim. Galiba bunu da sorgulayarak yapabiliyorum. Yaşama bakış felsefem sorgulamak üzerine kurulu.

A.DAHL: Filmlerinize verdiğiniz isimler, belirli kavramlar üzerinde kafa yormamızı ve düşünmemizi sağlıyor. Yazgı, Kader, İtiraf, Masumiyet, Kıskanmak gibi kavramlar günlük hayatımızda önemli yer tutan ama çoğu zaman yaşarken dahi farkında olmadığımız duygusal durumlar. Filmlerinizdeki isim seçimi, bu anlamda nasıl bir düşünceye dayanıyor?

Z.DEMİRKUBUZ: İnsanoğlunun yaşam içerisinde en çok kafasına takılan konular, ruhsal konulardır hep. Günümüzde kansere bile çözüm bulunabiliyorken, aşk acısına ya da çocuğunu kaybetmiş bir babanın acısına henüz bir çare bulunabilmiş değil. İnsanların takıldıkları, dönüp durdukları konularda ben de takıldığım için ve bu sorulara cevap aradığım için bu isimleri kullanıyorum. Hepsi anlaşılmaya muhtaç kavramlar çünkü.

E.MANAVOĞLU: Şu ana kadar yönetmiş olduğunuz filmlerle ulusal ve uluslararası çapta pek çok ödüle layık görüldünüz. Bu durumun, çekeceğiniz filmlerde, sizde yarattığı bir baskı var mı?

Z.DEMİRKUBUZ: Olabiliyor ama elimden geldiğince bu baskıyı hissetmemek için çaba gösteriyorum. İster başarılı olsun ister başarısız, bir insanın, gerçekten istediği şeyi yapması gerektiğine inanıyorum.
 
E.MANAVOĞLU: Daha önceki bir röportajınızda, sinemanızda, başka bir yönetmenin sinemasından değil edebiyattan, özellikle Dostoyevski’den etkilendiğinizi belirtmişsiniz. Edebiyatla olan bağınız ve edebiyatın filmlerinizle bağlantısı nedir?

Z.DEMİRKUBUZ: Yaşamak zorunda olduğum hayat içerisinde, zamanında sinemayla tanışma şansım olmadı benim. Bu yüzden sinemadan önce edebiyatla buluştum. Ve edebiyatın bende yarattığı anlatma duygusuyla da sinemaya kadar geldim. Bu gerçekten önemli bir konudur. Örneğin, Amerikan sinemacılarının bu denli başarılı olma sebeplerinden biri de Amerikan Edebiyatı’dır. Sinemanın edebiyattan beslenmesi gerektiğine inananlardanım.

E.MANAVOĞLU: İleride sizin gibi başarılı bir senarist ve yönetmen olabilmek için, ilk gençlik yıllarında bizlere yapmamızı veya yapmamamızı tavsiye edeceğiniz şeyler var mıdır?

Z.DEMİRKUBUZ: Bu konuda çok klasik düşünüyorum. Hayatta ne olursak olalım, en başında olmamız gereken şey, ahlaklı ve iyi bir insan olmak, olmaya çalışmaktır. Böyle bir insanın da ortaya çıkaracağı herşey başarılı olur. Yönetmen olmak da insan olmanın bir parçasıdır. Bu yüzden öncelikle “iyi bir insan “ olmaktan geçer herşey.

E.MANAVOĞLU: Hiç birlikte çalışmaktan nefret ettiğiniz bir oyuncu oldu mu?

Z.DEMİRKUBUZ: Çok oldu ama isim vermemi istemezsin sanırım.

A.DAHL: Öğretmen okulu mezunu olarak asıl mesleğiniz öğretmenlik. Öğretmenlik mesleğinin geniş bir yelpazede çok yönlü bir meslek oluşu bu bağlamda size de katkı sağladı mı?

Z.DEMİRKUBUZ: Aslında ben öğretmen okulunu bitiremedim ama 3 yıl daha okumuş olsaydım şimdi 25 yıllık bir öğretmen olacaktım. Hatta geriye dönüp baktığımda hayatımda yaşadığım en güzel yılları o yıllar olarak görüyorum.

A.DAHL: Geri dönüp değiştirmek istediğiniz bir zaman olsaydı bu hangi an olurdu?

Z.DEMİRKUBUZ: Ben bizi öldürmeyen sorunların bizi güçlendirdiğine inanan bir insanım. Sonuçta şu anda ben bugüne yaşadıklarımla beraber ulaştım. Yaşıyorsam demek ki böyle bir anım olmamış diyebiliriz.

A.DAHL: Çektiğiniz filmlerden en çok hangisini beğeniyorsunuz?

Z.DEMİRKUBUZ: Yazgı benim en beğendiğim filmim.

A.DAHL: Olası bir Oskar teşekkür konuşmasında kimlerin adını söylerdiniz?

Z.DEMİRKUBUZ: Kimsenin adını söylemezdim çünkü kimsenin söylenen isimleri dinlemediğini veya fark etmediğini gördüm. Ama sanırım eşimin ve kızımın adını söylemeden geçemezdim.