DİLEĞİM “FİKRET”’LERİN SAYICA AZALMASI

em dizi ve film setlerinden tiyatro sahnesine, bitmek bilmeyen bir koşturmaca içerisinde olan çok başarılı bir oyuncu, hem de kızının her şeyiyle çok yakından ilgilenen bir anne. Hani “hayata nasıl yetişebiliyor?” diye kendi kendimize düşündüğümüz ve bu sorunun cevabını da bulamadığımız kişilerden biri o. Dile kolay, sahne tozunu yutarak geçirilmiş bir 22 yıldan söz ediyoruz. Başarı grafiğinde devamlı yukarıya tırmanarak geçirilmiş bunca sene sonrasında, son 4,5 yılda da, Yaprak Dökümü’nün çilekeş karakteri Fikret olarak herkesi ekran başına kilitlemiş bir isimden, Bennu Yıldırımlar’dan söz ediyoruz. Dizide canlandırdığı karakterin aksine, çok hayat dolu ve yaşamı farklı ve mizahla karşılayan biri o. Çok çalışkan, çok ileri görüşlü ve bilgili, çok hoşsohbet, “çok”la başlayan bir sürü tanımlamaya uygun bir dünya insanı. Bizler Bennu Yıldırımlar’ı çok sevdik, eminiz kendisiyle okulumuzda gerçekleştirdiğimiz söyleşiyle ilgili aşağıdaki yazımızı okuduktan sonra sizler de bize hak vereceksiniz Kemal Karaarslan ve İrem Çağlayan’ın röportajında okuyacaksınız.

Kemal Karaarslan : 1988 yılından beri tiyatro sahnelerinde siniz ve televizyon geçmişiniz de aynı yıllara dayanıyor. Dizi oyuculuğu mu tiyatro mu diye sorsak? Ya da sizce diziler tiyatroyu öldürüyor mu?

Bennu Yıldırımlar : Doğal olarak tiyatro oyunculuğu diyebilirim. Tiyatroyla bağımı hiçbir zaman koparmadım. Dizi oyunculuğunu ben “ yan işim “ olarak görürüm hep. Tiyatro esas işim aslında.

İrem Çağlayan : Hem anne olmak, hem de dizi çekimlerinden oyun provalarına ve film setlerine koşturmak arasında nasıl bir hayat dengesi kurdunuz kendinize? Bu yoğun temponuz içerisinde ailenize istediğiniz ölçüde vakit ayırabiliyor musunuz?

Bennu Yıldırımlar : Ben gerçekten koşturmazsam kendimi kötü hissediyorum. Elimden geldiğince bu dengeyi sağlamaya çalışıyorum. İnsan çocuğunun mutlu, gülen, hayatla barışık bir insan olduğunu gördüğünde doğru yolda gittiğini de anlıyor. Ben de kızımda bunları görebildiğim için mutluyum, zor da olsa hayatımda bu dengeyi kuruyorum galiba.

Kemal Karaarslan : Tiyatro ve dizi çekimleri sürecinde, sinemaya 10 sene kadar ara verip 2008 yılında “ Gökten Üç Elma Düştü “ ile dönüş yaptınız. Sinemaya bu denli uzun bir ara vermenizin sebebi neydi? Zamansızlık mı yoksa doğru projelerle karşılaşmamak mı?

Bennu Yıldırımlar : Aslında ben 10 sene boyunca kapıma “ ben önümüzdeki 10 sene hiçbir film projesinde yer almayacağım “ diye bir tabela asmamıştım tabi. Karşıma çıkan projeler “ olmasa da olur “ dediğim projelerdi, içime sinen senaryolar çıkmadı karşıma. 2008’de yer aldığım projenin hikayesi çok hoşuma gitti, kendimi zorlayabileceğim bir rol olduğunu düşündürdü bana. Bu yüzden de kabul ettim.

İrem Çağlayan : 5 yıl boyunca televizyonda “ Yaprak Dökümü “’nde canlandırdığınız Fikret karakterine, 2002-2003 yıllarında Şehir Tiyatroları’nda da siz hayat vermiştiniz. Aynı karakteri hem televizyon ekranlarında oynamak hem de tiyatro sahnelerinde yüzlerce kez canlandırmak nasıl bir duygu?

Bennu Yıldırımlar : 2002 yılında Yaprak Dökümü’ne tiyatroda başladığımızda çok güzel bir ekiple ve romanın gerçek uyarlamasını, yani bir melodramı oynuyorduk. 2000’li yılları yaşayan insanlara melodram oynamak kolay değildir, kıkırdayabilir insanlar hatta bazı sahnelerde. Ama biz 400’den fazla oyunu büyük bir başarıyla oynadık. Aramızdan vefat ettiği için ayrılan oyuncular olmasaydı hala tiyatro sahnelerinde Yaprak Dökümü’nü oynuyor olmaya devam ederdik diye düşünüyorum. Bu diziyle beraber de aynı ailenin 2006-2010 seneleri arasında geçen yaşamını dizi mantığı ve matematiği içerisine uyarladık ve büyük bir kitle tarafından da beğeniyle takip edildi dizi. Diziler sanat değildir, tiyatro ise saklanacak bir kitap gibidir. Ben kendi adıma 1920’lerde geçen Yaprak Dökümü’nü daha çok beğeniyorum ama , aramızda kalsın.
Kemal Karaarslan : Bunca senelik oyunculuk geçmişinizi de göz önünde bulundurursak, yönetmenlik ya da
oyun yazarlığı yapmayı hiç düşündünüz mü? Gelecekte tiyatro veya sinema yönetmenliği ya da yazarlığı tarzında bir projeniz var mı?

Bennu Yıldırımlar : Belki bir süre sonra yönetmenlik yapma isteği uyanabilir ama gerçekten çok zor bir olay yönetmenlik. Belki tek başıma değil ama topluca bu tip bir projeyi gerçekleştirebiliz ileride. Şu an kendimi hazır hissetmiyorum yönetmenlik için. Yönetmenlik öğretmenlik gibi aslında. Herşeyi tasarlamayı ve birbirinden çok farklı kişiler arasında da gerekli ahengi sağlamayı gerektiriyor. Orkestra şefleri, görüntü yönetmenleri bu anlamda benim hayran olduğum meslekler. Tabi hiçbir zaman yapamayacağımı bildiğim için de hayranlığım kat be kat fazla bu mesleklere.
 
İrem Çağlayan : Kendinizi nasıl bir izleyici olarak tanımlarsınız? Farklı oyunları görebilme zamanı yaratabiliyor musunuz kendinize yoğun temponuzdan Son gördüğünüz oyun neydi örneğin?
 
Bennu Yıldırımlar : Dizi çekiminden önce her şeyi izlerdim aslında, küçük tiyatrolardaki oyunlara dahi giderdim. Eşim benimle dalga da hala aynı hareketli hayatın içinde olacağımı tahmin ediyorum. Ama yaşlandığımda belki biraz durulurum, o zaman da kızım bana bakacak, bununla ilgili söz verdi.

İrem Çağlayan : Favori kelimeniz nedir?
Bennu Yıldırımlar : “Teşekkür etmek” ve “özür dilemek”. Bu kelimeleri kullanmayı bilmeyen insanlardan korkarım hep. Sanırım bu yüzden özür dilemek.
 
Kemal Karaarslan : Küçükken ne olmak isterdiniz?
 
Bennu Yıldırımlar : Çocukken hayalim arkeolog olmaktı aslında. Tarih sevdiğim için çok ilgimi çekmişti arkeoloji. Baba mesleği gazetecilik de olabilirdi ama aslında ben lise son sınıftayken herkes harıl harıl ders çalışırken bile çok fazla ne olacağımı düşünmüyordum açıkçası. Tiyatro da, hırslandığım bir konu değildi aslında. Sınavı kazanmasaydım tekrar sınava girmezdim belki de arkeolog ya da gazeteci olmuştum şimdi. Acaba olsam mı? Yine bir üniversite sınavına girmeli belki de , neden olmasın diye düşünüyorum bazen.

İrem Çağlayan :
Bugünlere gelmenizde en büyük rolü olan kişi kimdir veden?

Bennu Yıldırımlar :
Bana karşı çıkmayan ailem diyebilirim. Tiyatro okumak istediği halde ailesi karşı çıktığı için bu düşünü gerçekleştire meyen çok insan var çünkü maalesef ülkemizde.

Kemal Karaarslan : Oynamaktan zevk aldınız, her yönüyle bir yapım var mı?

Bennu Yıldırımlar : İlginç bir öyküsü var aslında bu sorunun. Sadece 1 hafta vizyonda kalan bir Reha Erdem filmi seyretmiştim ve çok hoşuma gitmişti. Bir röportajımda da Reha Erdem’le birlikte bir Projede olmaktan büyük keyif alacağımı söylemiştim. Reha Erdem de bu röportajı okuduktan sonra bana ulaştı ve kendisiyle ”Kaç Para Kaç” filmini yaptık. Rol almaktan en fazla zevk aldığım sinema filmim Kaç Para Kaç’tır.

İremÇağlayan: Eğitimle tiyatrocu olunabilir mi?

Bennu Yıldırımlar : “Eğitimsiz tiyatrocu olmaz” diyerek cevap verebilirim bu soruya. Mutlaka konservatuara gidilmeli, hatta imkanlar varsa bu yurtdışında almak gerektiğine inanıyorum
 

Kemal Karaarslan : Sizin için sanat ne anlama geliyor?

Bennu Yıldırımlar : İnsan değişir ve değiştirir. Sanatın da değiştirme, yenileme gücü vardır. Aslında hayatlarımız çok tekdüze çoğu zaman. Güzel bir şey okuduğumuzda, güzel bir
oyunla karşılaştığımızda, hayatı yorumlamamız değişiyor. Sanat
bir etkileşimdir, sanatsız tekdüze bir hayat yaşanır ama araları
doldurmamız gerekiyor, yoksa yaşamdan zevk almamız mümkün olmaz.

İrem Çağlayan : Mutlaka tiyatro sahnesinde veya dizi çekimlerinde başınızdan geçen komik olaylar olmuştur. Bizimle birkaç tanesini paylaşır mısınız?

Bennu Yıldırımlar : Gerçekten yıllar içerisinde yaşanan o kadar çok şey oluyor ki. Örneğin, çocukların sayıca fazla olduğu bir Çehov oyununda, salonda o kadar fazla gürültü vardı ki oyunu oynamak neredeyse imkansızdı.

Bunu nasıl engelleyebilirim diye düşündüm ve sahneye çıktığım anda bir süre hiç konuşmadan sadece çocuklara baktım. O kadar uzun bakmışım ki bu sürenin sonunda salonda çıt yoktu, ben de repliğimi söylemeye ancak o zaman başlayabildim. Bir seferinde de seyircilerin fotoğraf makinalarının patlayan flaşlarını engellemek için, oynadığım oyunda olmayan bir replik ekledim söyleyeceklerime. “ Yağmur mu yağıyor dışarıda, birden şimşekler çakmaya başladı” demiştim İlk önce karşımdaki arkadaşım da şaşırdı. Sonra kaldığımız yerden devam ettik. Mesajım da seyircilere gitmiş olacak ki bir anda tüm flaşların patlamaları kesilmişti. Oyunun sonuna kadar bir daha flaş patlaması görmedim Bu tip komik olaylar da yaşanıyor sahnedeyken.

Kemal Karaarslan : Son olarak size bazı kelimeler söylesek, bize bu kelimelerin aklınıza getirdiği ilk şeyi söyler misiniz?

Bennu Yıldırımlar :

Mutluluk - Paylaşmak
Başarı - Sevinç
Şöhret -Geçici
Para – Lazım -
Aile- Birliktelik