ADNAN ÇOKER'LE SÖYLEŞİ
 serlerin
ressam Prof. Adnan ÇOKER, ressam Bedri BAYKAM, heykeltıraş
Tuba İNAL, ressam Nazan AZERİ, ressam Zümrüt RADAU, öğretim
üyesi Ayşe ZEYTÜNLÜ tarafından değerlendirildiği yarışmaya
İstanbul çapında 292 okuldan 4278 resim katıldı. Üç ayrı
kategoride incelenen eserlerin sahiplerinden 4-6 yaş
kategorisinde Güney ÖZEN, Kaan Berk YAMAN, Boran GÜRSOY
dereceye girerken, 7-10 yaş kategorisinde Şevval DİK, Canan
TIRNOVA, Buse SEZEN, ve son olarak 11-14 yaş gruplarında
Bilge İZGİN, Betsy LEVİ, Cem ÜZÜMOĞLU büyük ödüle layık
görüldü. Büyük bir coşku içinde geçen ödül töreni bir
festival görünümündeydi. Yarışmanın birincileri IKEA'dan
çocuk odası, ikincileri bilgisayar ve üçüncüleri bisiklet
ödülleri sahibi oldu. Mansiyon ödülü olarak ilk 50’ye
seçilen resimlerin sahiplerine ise Swatch’dan Flik Flak
çocuk saatleri ödül olarak verildi. Okulumuzun
öğrencilerinden Gökçe DOĞUER ve Ceren ŞAPÇI ise ödül töreni
öncesi sanat hayatında yarım asırı geride bırakan jüri
üyelerimizden Sayın Adnan ÇOKER’le sanat üzerine söyleşme
fırsatı buldu.
G. DOĞUER: Sayın Adnan Bey benim size ilk sorum, yeteneğinizi
kimin fark ettiği olacak, sizi kim yönlendirdi, destek oldu
veya nasıl oldu da ressam olmaya karar verdiniz?
A. ÇOKER: Kendim fark ettim tabi. Küçükken elime kalem aldıkça
bir şeyler çiziyordum. Yeteneğim olduğunu anlamak kafi geldi
bana, sizin üzerinde durmanız gerekiyor. Yani başkaları size
yardım ediyorlar çizmeniz için ama kendiniz olmanız
gerekiyor. Başkalarının arkalarında birileri olmuştur ama
bende olmadı. Buna yeteneğim vardı zaten başka bir şey
yapmıyordum hayatta. Zaten şöyle bir şey; siz medyum
gibisiniz, bir yetenek geliyor size, şu veya bu anınızda
kaleminizi daha iyi işletebiliyorsunuz, başka bir şey olmaya
ihtiyacınız oluyor. Bu yüzden de benim gibi bu mesleği
seçiyorsunuz ciddi olarak.
G. DOĞUER: Sanata ve sanatçıya maalesef hak ettiği önem
verilmeyen ülkemizde, bilinçli aileler sanata önem verse de,
çocuklarının sanatçılığı benimsemesi ve sanatçı olarak
yetişmesine çok sıcak bakmıyorlar. Sizce aileler bu konuda
nasıl bilinçlenmelidirler?
A. ÇOKER: Çocuk bir yaşa kadar ailenin ve okuduğu okulun
dediklerini yapmak zorundadır fakat ortaokula geçtikten
sonra mesleğe doğru bir eğilim başlıyor. Çok belirgin olmasa
da bir eğilim başlıyor. Yani anne babanın hayır diye
zorlaması olmaz. Çocuk belki 18 yaşına gelmiştir. Hayır, ben şu
mesleği seçiyorum demiştir. Anne babanın töleranslı olması
gerekiyor muhakkak.
G. DOĞUER: Siz Devlet bursuyla Avrupa’ya eğitime gönderilen
yetenekli insanlardan birisiniz. İlk burs kazandığınızı
öğrendiğinizde ne hissettiniz?
A. ÇOKER: Burslar… Ortaokul, lise önemli değil de akademiden
sonrakini kast ediyorsanız çok büyük bir şeydi. Mesleğe
girmişsiniz. 1944-1951 arasında okumuşum, sonra araya askerlik
girdi. Ben birkaç ufak işte çalıştım o arada. Bu sırada
Avrupa sınavı açıldı ve ben kazandım o sınavı. Hatırlarım o
geceyi sinemadan geliyorum, tam apartmana gireceğim yukardan
bir ses.. komşum “Adnan bey, Adnan bey size Ankara’dan bir
zarf geldi.” Böyle büyük bir zarf. Zarf geldi ama ne var
içinde? Bir açtım baktım ki “Avrupa sınavını kazandınız”
yazıyor. Ne yapardınız? Siz mesleğinizi sürdüreceksiniz,
gezmeye gitmiyorsunuz. Çok çalıştım…
C. ŞAPÇI: Hangi
atölyelerde çalıştınız
A. ÇOKER: Anleot, Mavi Götz atölyelerinde çalıştım. Tabi Blue
Rool sanat tarihi kurslarına devam ettim.
G. DOĞUER: Gençken örnek aldığınız keşke onun gibi olsam
dediğiniz birisi var mıydı?
A. ÇOKER: Evvela ben gencim onu bir kere söyleyeyim. Şimdi
büyük sanatçılar en büyük örnek. Geçen gün de söyledim biri
çıkıyor “Ben kimseden etkilenmedim.” diyor. Ben gülüyorum
tabi buna doğal olarak. Eğer ciddi olarak birisinden
etkilenirsen sonra o etkiden nasıl kurtulacağını
öğreneceksin. Mesela çok enteresandır, akademiye girdiğimde
Leonardo’yu çok seviyordum. Popülariteye karşı bir antipatim
vardır ama onu çok seviyordum. Hatta Mona Lisa’nın resminin
bir kopyasını almıştım. Giderek örneğiniz artıyor, sonra bir
seçim yapıyorsunuz, herkesin başka bir tarafını alıyorsunuz,
ama en sonunda kendiniz olmanız şart. Eğer sonunda kendiniz
olamazsanız birikimci adam olarak çıkarsınız ortaya.
G. DOĞUER: İyi bir ressam olmak için resim
yapabilme kabiliyeti dışında ne gerekir?
A. ÇOKER: Kabiliyet de yetmez. Çok geniş bir kültür olması
gerekiyor ve her şeyden sonra istek olacak. İstek olmazsa
gerisi boş.
C. ŞAPÇI: Resim yapmak için gözlem gerekir.
Bakmak ve görmek ayrı şeylerdir. Siz ince ayrıntıları nasıl
yakalıyorsunuz?
A. ÇOKER: Hem de nasıl... Gözlem çok önemli. Sanatçıdan
sanatçıya değişir bu ayrıntı konusu. Ayrıntıya inen sanatçı
vardır, inmeyen sanatçı vardır. Örneğin 17. yy; Raul Raund
gençliğinde ayrıntılara inen bir sanatçıyken sonradan bunu
terk etti. Hollanda burjuvazisi daha öncekiler gibi resme
yaklaşıyorlardı Raul Raund “Boya kokusu sizi rahatsız eder
fazla yaklaşmayın!” diyordu. Tabi mizahi bir şey de var bunun
içinde. Mesela fleman bölgesinde 15. yy ayrıntıcı ressamlar
vardı. Kim isterse yapar, yeter ki farklılığı koysun ortaya,
gerçeği yansıtsın. Zaten sanat gerçeği ortaya koymaktır.
Bilinenler değildir başka bir gerçeği ortaya koyacak.
Sürrealizm de örneğin; rüya gerçek değildir, uyandığınızda
dünyaya geri gelirsiniz ama rüya gerçeği vardır.
C. ŞAPÇI: Resminizdeki siyah renk siyah
olmaktan çok neyi ifade ediyor?
A. ÇOKER: Her siyah renk farklı manalarda kullanılabilir.
Siyah renk olarak kullanılabilir, kontrast olarak
kullanılabilir, siyah renklerin yokluğu anlamına gelebilir.
Hani nasıl beyaz tüm renkleri temsil ediyorsa siyah da
renksizliği temsil ediyor. Benim kullandığım siyah ise
İngilizce "space" yani "soyut boyut", yani "boşlu"k anlamında.
G. DOĞUER: Bir ağaç olarak görünürken siz bir ağacın
çiçeklerini hatta çiçeklerin farklılıklarını
görebiliyorsunuz, bu da sizi diğer insanlardan ayıran
özelliğiniz.
A. ÇOKER: Botanikle uğraşan biri de bunu görebilir ama
resimde orda ne görüyorsanız onu aynen sunmak gibi bir şey
yoktur, fotoğraf çekmek gibi sadık değildir. İnsan
seçicidir, sanat da öyledir.
C. ŞAPÇI: Yetenekli çocuklar küçükken eğitilerek bu yönleri
geliştirilebilir mi?
A. ÇOKER: Küçükken değil. Bizim mesleğimiz
biraz farklı. 13-14 yaşına kadar zamanı var daha esneksiniz
müziğe göre. Siz kitap verin biraz okusun, kalem kağıt verin, o
bir şeyler yapmaya başlar o zamana kadar zaten. 13 yaşından
sonra dehalar var. Eğitim çok hassas bir konu. Her şeyi
eğitim şemsiyesi altında toplayamazsınız. Bir şeyler
öğretirsiniz, çocuğu bozarsınız. Bakınız İsa’nın ünlü bir
sözü var “Ruh bize emanettir, bozmadan iade etmeliyiz.” Temiz
kalacak, bozmayacaksınız ama kültür ekleyeceksiniz. Sıkmadan
vereceksiniz. Nasıl ilkokulda ABC öğreniyorsun. Sonra
büyüdükçe artıyor konular. Hatta bizim çocukluğumuzda ilk
sene büyük harfleri ikinci sene küçük harfleri
öğretiyorlardı. Şimdi öyle değil çocuk yarım dönemde
öğreniyor hepsini. Gelişim çok güzel bir şey.
Son sözüm hangi meslekten olursanız olun çalışın, çalışın,
çalışın. Ama ambele olmadan. Mesela çok yorulduğunuzda
bırakın başka bir şey ile ilgilenin. Sonra tekrar dönüp
çalışın. Çalışmadan hiçbir şey olmaz.
|